![]() |
|
|
#1 |
|
👑HanımAğa👑 ![]() |
Ümmîler”den maksat, büyük çoğunluğu okuma yazma bilmeyen, kendilerine ait bir kitapları olmayan Araplardır. Allah Teâlâ bunlar arasından Hz. Muhammed (s.a.s.)’i seçip âhir zaman Peygamberi olarak gönderdi. Fakat o, yalnız Araplara gönderilmiş bir peygamber değil, onlarla beraber tüm insanlığa gönderilmiştir. Onun tebliği, belirli bir dönem ve belirli bir toplumla sınırlı değil, kıyamete kadar bütün dönemler ve toplumlar için geçerlidir.
Nitekim şu rivayet 3. âyetin kapsamı hakkında açık bir izahta bulunmaktadır: Ebû Hureyre (r.a.) şöyle demiştir: Bir defasında biz Resûlullah (s.a.s.)’in yanında otururken ona Cum‘a sûresi nâzil oldu. Allah Resûlü (s.a.s.), “Allah o Peygamberi, henüz kendilerine katılmamış, ama daha sonra katılacak olan başkalarına da göndermiştir” (Cum‘a 62/3) âyetini okuyunca, sahabîler, kendilerinden söz edilen bu kimselerin kimler olduğunu sordular. Efendimiz (s.a.s.) cevap vermeyince, soruyu soran kişi sorusunu üç kere tekrarladı. O sırada aramızda Selmân-i Fârisî de bulunuyordu. Allah Resûlü (s.a.s.) elini onun omzuna koydu ve şöyle buyurdu: “Şunlardan öyle yiğitler vardır ki, iman Süreyya yıldızının yanında olsa bile, muhakkak ona ulaşır.” (Buhârî, Tefsir 62/1; Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 230, 231) Burada Peygamberimiz (s.a.s.)’in üç mühim vazifesine dikkat çekilir: Birincisi; Allah’ın âyet*le*ri*ni in*san*la*ra oku*mak: Pey*gam*ber*le*rin üm*met*le*ri*ni hak yo*lu*na daveti, ge*len vah*yin okun*ma*sıy*la baş*lar. An*cak bu va*zî*fe, in*san*la*rı umu*lan he*de*fe ulaş*tır*ma*da ilk mer*ha*le*dir ve bir ze*mîn teş*kîl eder. İkincisi; tez*ki*ye et*mek: Tev*hîd daveti*nin mak*sa*dı*na ulaş*ma*sı, an*cak ne*fis*le*ri kü*für, şirk ve gü*nah gi*bi mâ*ne*vî kir*ler*den te*miz*le*yip hu*şû ve hu*zû*ra er*dir*mek*le müm*kün*dür. Ni*te*kim mâ*zî*si câ*hi*liy*ye in*sa*nı olan as*hâb-ı ki*râm, hi*dâ*yet bu*lup Allah Resûlü (s.a.s.)’in fe*yiz*li soh*be*ti ve mâ*ne*vî ter*bi*ye*siy*le gö*nül*le*ri*ni arın*dır*dık*la*rı an*da dünya*nın en müm*taz in*san*la*rı hâ*li*ne gel*di*ler. On*la*rın, dil*ler*de ve gö*nül*ler*de do*la*şan fazilet men*kı*be*le*ri çağ*la*rı ve ik*lim*le*ri aş*tı. Fakat şunu belirtmek gerekir ki, Allah ile kul arasında en büyük engel olan nefsi arındırmak, onun zararlı vasıflarını kazıyıp temizlemek dil ile söylemek kadar kolay bir hâdise değildir. İşin hem tezkiye edeni hem de tezkiye edileni ilgilendiren yönü bulunup, her iki yöndende büyük zorluklar, çileli ve meşakkatli uğraşılar gerektirmektedir. Kulun kurtuluşu da, bu alanda gerçekleştirilecek başarıyla doğru orantılıdır. Nitekim Hz. Mevlânâ, Kazvinli’nin vücuduna arslan resmi döğdürmesi yaptırması hikayesiyle bakınız bu gerçeği nasıl anlaşılır hâle getirmektedir: Kazvinlilerin adetine göre; bedenlerine, ellerine, omuzlarına, kendilerine zarar vermeyecek bir tarzda, iğne ucu ile mavi dövmeler döğdürürlerdi. Kazvinlinin biri, hamamda tellağın yanına gitti: “- Lütfen bana bir döv*me yap, ama tatlılıkla yap, canımı acıtma” dedi. Tellak: “- Söyle yiğidim, ne resmi yapayım?” diye sorunca, Kazvinli: “- Kükremiş bir arslan resmi yap” dedi, “Tali’im arslan burcudur. Arslan resmi döv. Gayret et ki tam arslana benzesin. Rengi solgun olmasın.” Tellak: “- Vücudunun neresine döveyim?” deyince, Kazvinli, “Omuzuma döv” dedi. Tellak, iğneyi batırınca, acısı adamın kürek kemiğine işledi. Kazvinli yiğit inleyerek: “- Ey değerli usta, beni öldürdün; ne resmi ya*pıyorsun?” diye sordu. Tellak: “- Arslan resmi yap demedin mi?” deyince, Kazvinli: “- Neresinden başladın?” dedi. Tellak: “- Kuyruğundan başladım” dedi. Kazvinli: “- Ey iki gözüm kuyruğu bırak” dedi, “Arslan kuyruğunun sızısı kuyruk sokumumu sızlattı; kuyruğu, boğazımı sıktı, nefesimi kesti. Ey arslan yapan, sen kuyruksuz bir arslan yap, çünkü iğne acısından yüreğime fenalık geldi, bayılacağım.” Usta, Kazvinli’ye acımadan, duyduğu acıları düşünmeden, arslanın bir başka tarafını yapmak için iğneyi tekrar batırdı. Kazvinli: “- Aman, bu arslanın neresi?” diye bağırdı. Tellak da; “Kula*ğı” dedi. Adam: “- Bırak kulağı da olmasın ey usta, elini çabuk tut!” Tellak, bu defa iğneyi başka bir tarafa batırınca, Kazvinli, yine feryada başladı: “Bu üçüncü de arslanın neresi?” diye sordu. Tellak da, “Karnıdır, azi*zim” diye cevap verdi. Kazvinli:
______________________________
![]() |
|
|
|
| Etiketler |
| ayetlerin, cuma, suresi, tefsiri |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|