ForumYeri.Com

 

Go Back   ForumYeri.Com > ForumYeri - Din, Eğitim-Öğretim, Kültür-Sanat ve Mustafa Kemal Atatürk > İslam ve Din


Faydalı İlim ve Tahsil

İslam ve din adına bütün bilgiler bu forumda.


Kullanıcı Etiket Listesi

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 16 Nisan 2025, 15:14   #1
👑HanımAğa👑
 
anatoLya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart Faydalı İlim ve Tahsil

Kişinin dünyasına ve âhiretine fayda verecek olan, gerçek ilim ve gerçek tahsil nedir?

Bütün ilimler, Cenâb-ı Hakk’ın hayat ve kâinâta yerleştirdiği kâideleri tespitten ibarettir. Meselâ;
Tıp ilmi, Allâh’ın vücuda yerleştirdiği muazzam kâidelerle ilgileniyor.
Botanik, topraktan biten nebâtâta konulan ilâhî kâideler etrafında faâliyet gösteriyor.
Fizik-kimya, Cenâb-ı Hakk’ın maddelere, cisimlerin iç yapılarına koyduğu husûsiyetleri inceler.


Biyoloji, matematik, hukuk, sosyoloji, tarih, coğrafya vs. bütün bunlar, Cenâb-ı Hakk’ın insana lûtfettiği, dünyevî ilimlerdir.
Esas mesele, bütün bu ilimlerin hikmet tarafını tefekkür ederek eserden müessire, sanattan sanatkâra intikal edebilmektir. Yani insanın bu zâhirî bilgilerden hareketle Cenâb-ı Hakk’ı daha yakından tanıyabilmesi, mârifetullah’tan nasip almasıdır. Bu da kalbî tekâmül ile olur.
Yani bir dışarıdan aldığımız, kitaptan okuduğumuz, hocadan öğrendiğimiz bilgiler ve kâideler var; bunlar zâhirî bilgiler… Bu bilgiler kâfî değil. Esas olan, insanın kendine vereceği bilgilerdir. Cenâb-ı Hak bunun yolunu ifade sadedinde;
وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَيُعَلِّمُكُمُ اللّٰهُ
“…Siz Allâh’a karşı takvâ sahibi olun (O’na karşı gelmekten sakının). Allah, size öğretiyor…” (el-Bakara, 282) buyuruyor. Yani takvâ neticesinde öğrenilen bir ilim… Zâhirî ilimle bâtınî ilim mezcolacak, bir âhenk teşkil edecek. Bu ilmin ucu açık, sonu yok… Bu ilmi Allah öğretiyor. Bu da ferdin takvâ gayretine bağlı…
Peygamberlerin üçüncü vazifesi, “Kitap ve hikmeti telâkkî ettirmek”tir. Takvâ ile bir hikmet telâkkîsi başlıyor.

Hak dostlarından Mahmud Sâ*mi Ramazanoğlu Hazretleri’nin gençlik yıllarında mânevî tahsile yönelmesine vesîle olan bir hâdise vardır:
Sâmi Efendi Hazretleri, Dâru’l-Fünûn’un Hukuk Fakültesi’ni pek yüksek bir dereceyle bitirmiş, artık memleketi Adana’ya dönmeyi düşünürken, bir gün Beyazıt Meydanı’nda bir Allah dostuyla karşılaşır. Bu zât, kısa bir tanışma faslının ardından:
“‒Sizi yeni bir tahsile başlatmama müsâade eder misiniz?” der ve onu Kelâmî Dergâhı’na götürür. Yolda hasbihâl ederken o Allah dostu, Sâmi Efendi’ye der ki:
“‒Evlâdım! Senin bu zâhirî tahsilin kâfî değil! Sana, kişiyi iki cihan saâdetine kavuşturacak esas tahsili tavsiye edeyim:
Bu yeni başlayacağınız irfan mektebinin ilk dersi, kimseyi İNCİTMEMEK’tir; son dersi de aslâ İNCİNMEMEKtir…”
Yani Hâlık’ın şefkat nazarıyla mahlûkâta bakış tarzı kazanarak -her ne hâl olursa olsun- hiç kimseye kırılmamak! Affedebilme olgunluğunun zirvesine erebilmek…

İlmin nihâî gâyesi, “mârifetullah”tır. Bunun da ucu yok, sonsuz… Mârifetullah, Cenâb-ı Hakk’ı kalben tanıyabilmek ve O’nunla dost olabilmektir.
İlim, derece derece… Avâmın ilmi var, havâssın ilmi var, havâssü’l-havâssın ilmi var, peygamberlerin ilmi var. İlmin nihâyeti yok, ucu açık…


Buna dair birkaç misal vermek isterim:
Meselâ Mevlânâ Hazretleri, Selçuklu Medresesi’nin dersiâmı, yani bütün derslerin en yüksek hocasıydı. Şems-i Tebrizî ise, kalbi rûhâniyetle yüklü bir dervişti. Yazdığı bir eseri yoktu. Mevlânâ kadar bir zâhirî ilme de sahip değildi.


Peki Şems ne verdi Mevlânâ’ya? Zira Şems’ten sonra Celâleddîn-i Rûmî gerçek şahsiyetini bularak Mevlânâ oluyor. Ne verdi Mevlânâ’ya? Onun nefsânî prangalarını kırdı. O prangaları kırmasıyla, muazzam bir ufuk açıldı. Bu ufuktan sonra bir Dîvân-ı Kebîr çıktı, Mesnevî çıktı, Fîhi mâ Fîh çıktı.
Daha evvel yoktu bu gönül eserleri… Zâhirî ilimle gelen eserler değil bunlar. Nefsindeki o prangalar kırıldıktan sonra açılan ufuklardan gelen eserler bunlar. Bugün bir benzeri de yok. 700 sene istifâde edildi bunlardan. Haydi çıksın bir üniversite, bugün bir Mesnevî yazsın! Mümkün mü?!.
Husûsiyeti nedir bu ilmin?


وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَيُعَلِّمُكُمُ اللّٰهُ
“…Siz Allâh’a karşı takvâ sahibi olun (O’na karşı gelmekten sakının). Allah, size öğretiyor…” (el-Bakara, 282)
Takvâ olunca Cenâb-ı Hak öğretiyor. Kulun takvâsına göre Cenâb-ı Hak ufuk açıyor.
Yunus Emre de öyle. Daha evvelden Anadolu’nun sayısız dervişinden biriydi. Herhangi bir eseri, Dîvân’ı yoktu. Tapduk Emre ile buluşmasından sonra, başı eşikte bekletilip birtakım haddelerden geçirildikten sonra, onun da nefsânî prangaları kırıldı. Ondan sonra Dîvân meydana geldi. Sarı çiçekle konuşmaya başladı. Eşyanın, kâinâtın tercümanı olmaya başladı. İşte gerçek ilim bu!..
______________________________
anatoLya isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
faydalı, tahsil, İlim


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 00:53.


Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.

genel forum sitesi - genel forum - IRC Forumları