Tekil Mesaj gösterimi
Alt 15 Nisan 2025, 08:37   #4
anatoLya
👑HanımAğa👑
 
anatoLya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Standart Cevap: Necip Fazıl Kısakürek

Edebiyat Çalışmaları



Necip Fazıl, şiir yazmaya on yedi yaşında iken, annesinin arzusuyla başladı ve ilk şiirleri Yeni Mecmua’da yayımlandı (1922). Millî Mecmua ve Yeni Hayat dergilerinde çıkan şiirleriyle kendinden söz ettirdikten sonra, Paris dönüşü yayımladığı Örümcek Ağı (1925) ve Kaldırımlar (1928) adlı şiir kitapları onu çok genç yaşta çağdaşı şairlerin en önüne çıkararak edebiyat çevrelerinde büyük bir hayranlık ve heyecan uyandırdı.

Henüz otuz yaşına basmadan çıkardığı yeni şiir kitabı Ben ve Ötesi (1932) ile en az öncekiler kadar takdir toplamayı sürdürdü. Bu kitapla ilgili olarak Ziya Osman Saba, “Necip Fazıl, belki en büyük Türk şairi değildir fakat, Türk Edebiyatının en kuvvetli şiir kitabı herhalde Ben ve Ötesi’dir.” değerlendirmesini yaptı.

Çok yönlü bir sanatçı olan Necip Fazıl, başta şiir olmak üzere Türk düşünce hayatının birçok alanında eser verdi. Bir entelektüel olduğu kadar bir ideolog, bir aksiyonerdir. Yazdığı şiir kadar, çıkardığı dergi ve gazetelerle, kurduğu cemiyet ve kulüplerle, verdiği siyasi mücadeleyle Türk şiiri ve düşünce hayatının önde gelenlerinden biri oldu. 1925-32 yılları arasında yazdığı şiirlerle şiirimizde bir “Necip Fazıl havzası” oluşturdu.

Necip Fazıl, hece şiiri bağlamında kendinden öncesini içermekle birlikte, bu şiire yepyeni bir aşama kazandırdı. Şiirimize kazandırdığı aşama, “Han Duvarları”ndan “Otel Odaları”na, “Çoban Çeşmesi”nden “Kaldırımlar”a, şeklinde formüle edilebilir.

Bu formül hem hece şiirine kazandırdığı ivmeyi hem de şiirimize getirdiği modern durumu gösterir. Şiirleri, özellikle yayın sırasına göre okunduğunda ve kendisinden önceki hece şiiriyle karşılaştırıldığında, tespit edilmesi gereken ilk husus, modern unsurun şiirimize Necip Fazıl’la geldiğidir. İkinci olarak, şiirde konuşan öznenin varlık sancısını dindirebileceği hakikat aranışıdır.

Bu olguyu, tutunacak bir daldan yoksun, hayatta yapayalnız kalmış modern insanın bu acıdan çıkış için çırpınışı olarak tanımlamak da mümkündür. Onun şiirine biçimsel açıdan baktığımızda ise, özellikle “Çile” şiirine kadar, Necip Fazıl’ın şiirinde bağıran, katı bir kafiye anlayışı göremeyiz. Bu yönüyle de doğrudan vezne (biçime) bir katkı sağlamıştır. Kafiye daha çok son dönem şiirlerinde baskın olarak kendini gösterir. Böylece biçim ve öz açılarından şiirimize katkısı ortaya çıkar.

Tarihsel süreç göz önüne alınarak Necip Fazıl şiiri bir bütün olarak değerlendirildiğinde bu şiirin temel unsurunun bir hakikat arayışı olduğu görülmektedir. Bu arayış bir maneviyat arayışı niteliğindedir. Necip Fazıl’ın şiiri bu temel unsur sebebiyle, şehir insanı ve şehir hayatıyla zamanına göre ileri derecede bir bağ kurdu. Bu duygudan çıkış için öne atılan özne, ölüm meselesi üzerinden maneviyat arayışı dediğimiz hususu gerçekleştirdi. İlk şiirlerinden “Çile”ye kadar getirebileceğimiz bu arayışın en önemli özelliği; arayışın verili bilgilerle, önceden kabul edilmiş doğrularla ilerletilmesi yerine; sezgilerle, öznenin kendi insanî deneyimleriyle ilerletilmesidir.

Necip Fazıl, anonim (klişe) olanın yerine bireysel (özel dünya) olanı koydu. Bu durum hem şiirde üslûp meselesinden, hem de bir şairin şiirinde en çok bahsettiği bir konunun onun kişiliği dolayımında bir özelliği olmasından farklı bir sorundur. Kişilik dediğimiz husus, konuşan öznenin bir insan teki olarak onu diğer insanlardan ayırt etmemizi sağlayan kişisel özelliklerinin somut olarak belirginleşmesidir
______________________________
anatoLya isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla