Cevap: Mehmet Akif Ersoy
1908’den sonra yayın çalışmalarının kapısı açılınca İslâmcı aydınlar, Ebulula Mardin ve arkadaşı Eşref Edip’in “Sıratımüstakim” dergisinde bir araya geldiler. Âkif, derginin başyazarıydı. Dergi, 1912 yılında Mardin’in ayrılmasıyla Eşref Edip’e kaldı ve adı “Sebilürreşat” olarak değiştirildi. Mehmet Âkif ‘in bu iki dergi ile ilişkisi 1908’den derginin kapatıldığı 1925 yılına kadar sürmüş ve Âkif de derginin politik yürüyüşünün liderliğini yürütmüştür.
Balkan Savaşı (1912-13) nedeniyle Baytar Mektebi müdür yardımcılığı ve Darülfünun’daki Genel edebiyat profesörlüğü görevinden istifa ederek ayrıldı (1913). “Sırat-ı Müstakim” ve “Sebilürreşad” dergilerinde çıkan makaleleri ve Fatih, Beyazıt, Şehzadebaşı, Süleymaniye camilerinde verdiği vaazlarda, Ziya Gökâlp’in öncülüğünü yaptığı Türkçülük akımına karşı İslâm birliği görüşünü savundu. Mehmet Akif, Birinci Dünya Savaşı’ndan (1014-18) önce Mısır ve Hicaz’a gitti. Savaş sırasında Almanya’daki Müslüman esirlerin durumunu görmek üzere Alman hükümetinin daveti üzerine Osmanlı Gizli Teşkilatı (Teşkilat-ı Mahsusa) tarafından 1914’te Berlin’e; 1914’ün sonlarına doğru aynı örgüt tarafından İngiliz yanlısı Şerif Hüseyin’e karşı Osmanlı Devletine bağlı kalan Necef Emiri İbnürreşid’e gönderildi. Bu gezi sırasında Dar’ül Hikmet’il İslâmiye başkâtipliğine atandı, dönüşünde görevine başladı.
İzmir’in işgalinden (1919) sonra Batı Anadolu’da başlayan Millî Mücadele’yi desteklemek için Balıkesir’e giderek verdiği vaazlarla halkın direniş azmini arttırmaya çalıştı. Ankara’ya gelişinden kısa bir süre sonra (Mayıs 1920) seçildiği Burdur milletvekilliğini 1923’e kadar sürdürdü. Konya İsyanı’nı önlemek, halka öğüt vermek üzere Konya’ya gönderildi. Oradan geçtiği Kastamonu Nasrullah Camisi’nde coşkulu bir vaaz vererek Sevr Antlaşması ve Millî Mücadele hakkında halka bilgi verdi Sebilürreşad’ı 20 Kasım 1920’de Kastamonu’da yayımladı. Bu çalışmaları nedeniyle Dar’ül Hikmeti’l İslâmiye’deki görevine son verildi (20 Aralık 1920).
Ankara’ya döndüğünde Taceddin Dergâhı’na yerleşti. Bu sırada yazdığı şiir TBMM’de üst üste birkaç kez coşkuyla okunarak İstiklal Marşı olarak kabul edildi (21 Mart 1921). İstiklal Marşı şairi olarak kendine verilmek istenilen para armağanını maddî sıkıntı içinde olmasına rağmen kabul etmedi. İstiklal Marşı dört kez bestelendi. Bugün okunan şekli Osman Zeki Üngör’e aittir. Akif, Şer’iyye Vekaleti tarafından kurulan Te’lifat-ı İslâmiye ve Heyeti (İslâmi Telif Kurulu) üyeliğine seçildi. Millî Mücadele’nin sonuçlanmasından sonra İstanbul’a döndü. Hayatı boyunca inanç ve idealleri için çalışıp mücadele eden Mehmet Akif, Millî Mücadeleden sonra bu inanç ve ideallerine aykırı gördüğü bazı uygulamalar nedeniyle yurtdışına çıktı. Cumhuriyetin ilanı, halifeliğin kaldırılması, hükümetin laiklik prensibine eğilimi gibi inkılap hareketleri karşısında inkılapçılarla Akif’in yolları ayrıldı. Akif için Türkiye, 1923’den sonra yaşanılır olmaktan çıkmıştır. Sebilürreşad’ın yayımına Takrir-i Sükun Kanunu ile son verilmiştir. Akif, bu koşullarda, prensipleri doğrultusunda yaşasaydı, muhtemelen, yaptıkları suç teşkil edecekti. Prens Abbas Halim Paşa’nın davetlisi olarak Mısır’a gitti. Hilvan’a yerleşti. Kahire’deki Cami’ül Mısriye adlı Mısır Üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı profesörlüğü yaptı (1925-1935). Mısır’da 1926’dan 1936 yılına kadar on yıl gurbet hayatı yaşadı. Hastalanınca, yurdunda ölmek arzusu içinde İstanbul’a geldi. Sıtma ve karaciğer hastalığı siroza dönüştü. 27 Aralık 1936’da, Taksim İstiklal Caddesinde olan Mısır Apartmanında vefat etti. Cenazesi üniversite gençliği ve halktan oluşan kalabalık bir topluluk tarafından Beyazıt Camiinde kılındı. Kabri, Edirnekapı Şehitliğinde, yakın dostları Babanzade Ahmed Naîm Efendi ile Süleyman Nazif’in yanındadır.
Mehmet Akif, ilk gençlik yıllarında manzum hikâyeleriyle dikkatleri çekmeye başlamıştı. Düşünce adamı olarak da tümüyle İslâm’a bağlılığı savundu; İslâmiyet’in hurafelerden kurtarılması için çalıştı.
______________________________
|